Saraybosna Gülleri
Hafıza ve Gençlik programının dördüncü dönem katılımcılarından Ilgaz Berk Atasever, bu yıl program kapsamında Saraybosna’ya düzenlenen uluslararası saha ziyaretinden ilham aldığı bir yazı kaleme aldı. Yazısında, Saraybosna Kuşatması’nın kamusal alandaki izlerinden biri olan Saraybosna Gülleri üzerinden hafızalaştırma pratiklerini, savaşın gündelik yaşamda bıraktığı izleri ve toplumsal hafızanın nasıl inşa edildiğini ele alıyor. Atasever, Bosna Hersek’teki hafıza mekânlarını Türkiye’deki hafıza mücadeleleriyle birlikte değerlendirerek anıtların, yüzleşmenin ve adalet arayışının toplumsal hafızadaki yerini tartışıyor.
Saraybosna Gülleri
Ilgaz Berk Atasever- 29.06.2026
Hafıza Merkezi’nin Hafıza ve Gençlik projesi kapsamında 21-24 Mayıs tarihleri arasında Saraybosna’da dört günlük bir saha gezisi yaptık. Bu gezide yerel bir rehber eşliğinde bir şehir turu yaptık, Srebrenitsa Soykırımı Anıtı, Srebrenitsa Hafıza Merkezi ve Savaş Çocukluğu Müzelerini ziyaret ettik ve bu gezinin organizasyonunda yer alan diğer kurum Post-Conflict Research Center (PCRC, Çatışma Sonrası Araştırma Merkezi) ile bir buluşma yaptık. Burada bulunduğumuz sürede Saraybosna’nın hafıza çalışmaları için çok fazla deneyim ve tartışma barındırdığını fark ettim. Yalnızca 30 yıl önce “modern tarihte bir başkentin maruz kaldığı en uzun kuşatmayı” yaşayan bu şehirde yapılacak gündelik bir yürüyüşte bile savaşın fiziksel izlerini, anma mekânlarını ve hafızalaştırma örneklerini görmek mümkün. Sırp siyasi liderleri ve askeri güçleri tarafından yürütülen bu kuşatmada, Saraybosna halkına yönelik sistematik saldırılar gerçekleşmiştir. Mayıs 1992’den Kasım 1995’e kadar süren kuşatma boyunca her yaştan binlerce sivil hayatını kaybetmiş ya da ağır yaralanmıştır ve bu şiddet Saraybosna halkı için günümüzde bile etkisini sürdüren büyük toplumsal travmalar yaratmıştır.
Saraybosna şehrinin hafızası üzerine okuduğum bir yazıda, şehirdeki farklı hatırlama biçimlerine değiniliyor. Bunlardan biri, savaş kurbanlarını anmak üzere inşa edilmiş sembolik yapılar. 1992-1995 Saraybosna Kuşatması'nda Öldürülen Çocuklar Anıtı ve Srebrenitsa Soykırımı sırasında çocuğunu ölüme çağıran babanın “Nermine, dođi!” isimli heykeli bu biçime örnek verilebilir. Bir diğeri, herhangi bir şehirde görülene kıyasla çok fazla olan mezarlıklar. Kuşatma boyunca hayatını kaybedenlerin mezarlık ihtiyacına yetişmek için birçok park ve oyun alanı toplu mezarlara dönüşmüş durumda. Birçok yerde yeşilin ve farklı renklerin arasında göze çarpan beyazlıklar, şehrin görüntüsünün bir karakteristiği. Son biçim ise, savaşın fiziksel etkilerinin direkt göstergeleri. Bunlara da binalarda görülen kurşun izleri ve bu yazının da konusu olan Saraybosna Gülleri örnek verilebilir. Hayatın hâlâ devam ettiği merkezi bir şehirde delik deşik binalar görmek insanın kolay alışabildiği bir görüntü değil. Büyük savaş ve çatışmaların sebep olduğu toplumsal hafıza ve travmalar kendini sürekli hatırlatır, kuşaklar arasında aktarılır, adeta bir hayalet gibi fiziksel olarak görülmese de varlığını hissettirir. Saraybosna’da gözle görülmeyen toplumsal hafızanın ötesinde kendini sürekli hatırlatan somut bir savaş gerçekliği de var. Acısı hâlâ çok taze olan savaşı unutabilmek için ya göç etmek ya da etraftaki somut göstergelere duyarsızlaşmak gerekiyor. Şehrin savaş sonrası dizaynının savaşı unutturmaya çabalamadığı çok açık. Saraybosna Gülleri de, “unutmama” çabasının bir sonucu olarak görülebilir.
Öncesinde hiç duymadığım bu anıtları ilk defa şehir turu sırasında gördüm. Yerel rehber bunların Saraybosna Gülleri olduğunu söylediğinde bile güle benzer bir yanını göremediğimi söylemem gerek çünkü bu sokak anıtları bir gül motifinden çok yere sıçramış kan lekelerine benziyor, yani anıtları kendi gerçekliğinden uzaklaştıracak bir stilizasyon tercih edilmemiş. Kurşunlanmış binalar gibi bu anıtların da ürpertici bir etkisi var. Sonradan öğrendiğimize göre Saraybosna Gülleri en az üç kişinin bombalama ya da kurşunlanma sebebiyle hayatını kaybettiği yerleri işaret ediyor. Bu güllerin bazıları yerde, bazıları ise duvarlarda. Bombalama sebebiyle oluşmuş boşluklar kan rengini veren kırmızı reçine ile doldurulmuş, böylece Saraybosna Gülleri olarak anılacak anıtlar ortaya çıkmış. Saraybosna Gülleri, şehrin savaş geçmişinin en açık kamusal izlerinden biri.
Bu gibi anıtlar, Saraybosna’da savaş geçmişi ile nasıl yüzleşildiği konusunda ipuçları veriyor. Saraybosna Gülleri’nin olduğu yerlerdeki boşluklar ne olduğu gibi bırakılmış ne de fark edilmeyecek şekilde tekrar doldurulmuş. Savaş yüzünden oluşan hasar, bu noktalardaki ölümleri hatırlatacak anıtlara dönüştürülmüş. Benzer bir örnek de bazı binalardaki kurşun izlerinin, grafitilerle yeni bir anlam üretecek şekilde dönüştürülmüş olması. Grafiti sanatçıları estetik ve pratik bir tercihin ötesinde, şehrin politik arka planına dair izler taşıyan bu boşlukları kendi pratiklerinin bir parçası hâline getirmiş. Şehirde yaşamın devam etmesi, açık kamusal alanlarda yer alan anıtları yalnızca tarihe düşülen notlar olmaktan çıkarıyor. İnsanlar bu mekânlar arasında yürümeye, üretmeye ve sosyalleşmeye devam ediyor. Geçmiş ile şimdinin sürekli değişen etkileşimiyle şekillenen toplumsal hafıza, Saraybosna’da gündelik hayatın bir parçası hâline geliyor. Bu gibi anıtlar toplumsal barış yönünde atılan önemli adımlar olsa da tek başına yeterli değil, ayrıca burada değinmesem de hem Saraybosna’da hem de Bosna Hersek’te tam tersi işleyen örnekler de var. Saraybosna Gülleri bile yıllar içinde artan inşaat ve restorasyonlar yüzünden kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış fakat 2012’de aktivistler ve kurumların çabalarıyla korunmaya alınacak şekilde bir anlaşma imzalanmış. Savaşın ve soykırımın acısı çok taze, eskisi kadar iç içe olmasa da hâlâ Saraybosna dahil birçok bölgede beraber yaşam devam ediyor, toplumsal gerilimlerin de bittiği söylenemez. Soykırımla yüzleşmeye ve savaş suçlarının yargılanmasına yönelik hukukî ve toplumsal mücadeleler hâlâ devam ediyor.
Saraybosna’daki hafızalaştırma örnekleri, Türkiye’deki bazı hafızalaştırma ve anıt inşası girişimlerini aklıma getiriyor. Devlet tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak izin verilmeyen çok fazla anıt ve hafıza merkezi var. Madımak Oteli bunun en bilinen örneklerinden biri. Başta Alevi kurumları olmak üzere sivil toplum, 2 Temmuz 1993 tarihli Madımak Katliamı sonrasında Madımak Oteli’nin bir utanç müzesine dönüştürülmesi talebiyle yıllarca mücadele verdi. Sivas İl Özel İdaresi tarafından restore edilen otel, 2011 yılında “Sivas Bilim ve Kültür Merkezi” adı altında yeniden açıldı ve taleplerden çok uzaktı. Fiziksel müzeye izin verilmediği için Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) tarafından katliamın 30. yılında Madımak Katliamı Hafıza Merkezi adıyla bir sanal müze açıldı. Bu kapsamlı çalışma, devlet eliyle unutturulmak istenen bir katliamın toplumsal hafızasını yaşatmanın en somut örneklerinden biri oldu. Bir başka örnek Suruç Katliamı Anıtı’nın dikilmesinin engellenmesi. 2015 Suruç Katliamı’ndan bir yıl sonra, öldürülen gençlerin aileleri tarafından dikilmek istenen anıt İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ile engellendi. Son durumda hayata geçebildiği için bu iki örnekten farklı olsa da Ankara Gar Katliamı’nın yaşandığı Gar Meydanı’na yapılması talep edilen anıt, katliamdan ancak dokuz yıl sonra yapıldı. Ancak bu anıt, ailelerin istediği bütünsel meydan düzenlemesi yerine, sadece Gar önüne yerleştirilen sembolik heykellerle sınırlı tutuldu. Bu şekilde verilebilecek örnekler saymakla bitmez. Mesele sadece anıtlar dikmek değil, anıtların işaret ettiği hafızayı tanımak. Bunun yolu da öncelikle bu katliamlarla dürüstçe yüzleşmekten geçiyor ki Türkiye bu pratikte çok geride. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türkiye’de hayata geçirilmeye çalışılan hafıza merkezlerini ve anıtlarını engelleyip bir yandan da Bosna’daki Srebrenitsa Hafıza Merkezinin ana sponsorlarından biri olması, devletin resmi hafıza politikalarının yüzleşmeden çok ideolojik bir araç olarak işletildiğini gösteriyor.
Bu kısa yazıyı bitirirken Saraybosna Gülleri’ni ilk gördüğüm yerde karşılaştığım başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Yerel rehberimizle şehri gezerken bir Saraybosna Gülü’ne bakmak ve hikâyesini dinlemek için İsa’nın Kalbi Katedrali’nin önünde durduk. Bu sırada katedralin önünde çok da kalabalık olmayan bir grup, Filistin eylemi yapmak için hazırlanıyordu. Ve böylece anıtın temsil ettiği kırım ile hâlihazırda başka bir coğrafyada devam eden bir kırım aynı mekânda buluşuyordu. Bu karşılaşmayı, hafızanın zaman ve mekânın ötesinde bir buluşma alanı oluşturma ihtimalinin somut bir göstergesi olarak yorumluyorum. Hafıza sadece bir hatırlama aracı değil, geçmişle şimdi arasında kurulan karşılıklı bir ilişki. 1990’larda Bosna’da dünyanın göz yumduğu soykırımın bugün Filistin’de tekrar ediyor oluşu, Saraybosna Gülleri gibi anıtlara, “hatırlatmak” ya da “unutturmamak” işlevlerinin ötesinde, küresel barış ve adalet için ortak bir hafıza zemini inşa etme misyonunu da yüklüyor.
Kaynakça
-
"10 Ekim'i Anmak: Ankara Garı Katliamı Anıtı ve Hatırlama Mekânı Üzerine", Praksis Güncel, 10 Ekim 2021.
-
Benjamin Goffrier. Scars of Sarajevo. Balkan Diskurs, 27 Aralık 2014.
https://balkandiskurs.com/en/2014/12/27/scars-of-sarajevo/ -
Madımak Katliamı Hafıza Merkezi
https://madimak.org/ -
Memorialize Turkey – Madımak Katliamı Hafıza Merkezi
https://memorializeturkey.com/tr/memorial/madimak-katliami-hafiza-merkezi -
Sundus Al-Bayati. A City That Doesn't Forget: Sarajevo Thirty Years After the War. Society of Architectural Historians Blog, 8 Temmuz 2022.
https://sah.org/2022/07/08/a-city-that-doesn-t-forget-sarajevo-thirty-years-after-the-war/ -
"Suruç Katliamı Anıtına Bakanlık Yasaklaması", Evrensel, 14 Temmuz 2016.
-
Post-Conflict Research Center & Sarajevo Memorial Center. The Siege of Sarajevo: Report. Eylül 2022. https://p-crc.org/our-work/post-conflict-research/research-initiatives/the-siege-of-sarajevo-report/
