Bu çalışma, Yatılı İlköğretim Bölge Okullarında (YİBO) eğitim görmüş Kürt çocukların tecrübelerine odaklanarak, onların YİBO yaşam pratiklerini ve hafızasını ortaya çıkarmayı amaçlıyor.
Erken Cumhuriyet döneminde (1926-1938) farklı biçimlerle ve isimlerle var olan yatılı okullar, YİBO’ların resmi olarak 1962 yılında kurulmasıyla birlikte yaygınlaşmaya başlıyor. 1990’larda Kürt illerinde köy yakmaları sonucu köy okullarının kapatılmasını takiben YİBO sayısında ülke genelinde yeniden artış görülüyor. YİBO’lara eleştirel bir bakış açısı getiren kitap, devletin eğitim aracılığıyla Kürt çocuklara asimilasyon politikası uyguladığını ve asimilasyon sürecinin çocukların yaşamında olumlu ve olumsuz etkilere sebep olduğunu belirtiyor. Yatılı bölge okullarında okuyan öğrencilerin farklı şiddet türlerine maruz kaldığı, ağır bir askeri disiplin altında “terbiye edilmeye” çalışıldığı, kültürleri, dilleri ve etnik aidiyetleri nedeniyle dışlanıp aşağılandığı ve Türkleştirilmesi gereken Kürt halkının çocukları olarak görüldüğü gibi önemli tartışmaları bu kitapta bulmak mümkün. Şükran ve Özgür’ün bu çalışması ayrıca 1990’lı yıllarda Kürt illerinde yaşayan halka yönelik ağır insan hakları ihlalleri ile YİBO’larda yürütülen eğitim politikaları arasındaki yakın ilişkiyi de ortaya koyuyor.
.png)
Bu e-kitap, ikincil kaynaklara ve özgün bir sözlü tarih çalışmasına dayanıyor. Yazarlar, 1962-2010 yılları arasında Bitlis, Van, Hakkari, Batman, Urfa, Amed, Dersim ve Muş olmak üzere toplamda sekiz şehirde 25 YİBO mezunu ile görüştüler. Bu görüşmelere dayanarak bu çalışma YİBO’ları şiddet ve asimilasyon aracı olarak tanımlayıp, kesişimsel ayrımcılık pratiklerini gözler önüne seriyor.
Şükran Demir ve Özgür Ünal aynı hikâyeyi görsel anlatı yöntemiyle dile getiren “YİBO di nav kavilan de...” isimli bir belgesel film üzerinde çalışıyorlar. Filmin önümüzdeki aylarda tamamlanması bekleniyor.
Görüşülen Kişilerden Alıntılar...
"Muhakkak YİBO bir asimilasyon yeriydi fakat sadece dil için asimilasyon yeri değildi. Aynı zamanda fikir ve kimlik asimilasyonuydu. Sen bir grup öğrenciyi bir hapishanede bağlıyorsun, yıllarca orda tutuyorsun, iyi bir eğitim vermiyorsun, önü kapalı bir yaşama mahkum ediyorsun. Mesela liselere giriş sınavı yapıldığı zaman ben o sınavın ne olduğunu nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Matematik hocası jeoloji mühendisi, İngilizce hocası aslında fen hocasıydı. Çok iyi hatırlıyorum YİBO, hele hele Çukurca YİBO, tam bir sürgün yeriydi. Oraya gelen öğretmenler sorunlu olabilir, tacizci olabilir, devlete karşı bir suç işlemiş olabilir. Farklı profillerden bahsedersek YİBO’ya gelen hocaların %99’u sürgündü. Zalimdiler. Hatırladığım kadarı ile yaşları büyüktü, öğrencilerle arasındaki yaş farkı çoktu."
C., Erkek görüşmeci, Yıl: 1995-2000, Çukurca YİBO.

"8.sınıfta kardeşim geldi. O geldiği zaman düşünüyordum nasıl yaşayacak! Ortamdan, hocalardan, dersten. Sonra zaten bıraktı devam etmedi. 1 yıl sonra bıraktı. Ben okulu o yıl bitirdim, o gider devam eder diye düşündüm, o devam etti tekrar ama sürekli aklım ondaydı. Orayı biliyorum, orda okuyanları biliyorum, nasıl insan olduklarını biliyorum. Sürekli aklım onlardaydı. Sonra diğer kardeşim gitti, ikisi de okuyamadı. Şartlar zor geliyordu. Çok özgür yaşadığın bir yerden böyle kuralları olan bir yere gidiyorsun, yapamıyorsun. İstesen de istemesen de öyle bir yerde yapamıyorsun. Tabi insan şey diyebilir ‘okuyamadılar bıraktılar köye döndüler neden okuyamadılar’ ama en iyisi öyleydi. O hayatı o yaşamı kabul etmemekti. Benim için kutsal ve önemli olan buydu."
C., Kadın görüşmeci, Yıl: 2006-2008, Van Saray YİBO.
